Dinini Değiştireni Öldürelim mi?

İslam hakkında bir diğer önemli uydurma da dinini değiştirenin öldürülmesi gerektiğidir. Böyle uydurmalar dinsizlerin ellerinde İslam aleyhinde koz olarak kullanılırlar. Eğer ki biz Kuran’a sarılır ve dinimizi uydurmalardan temizlersek, hem din düşmanlarını delilsiz bırakmış olur, hem de Allah’a en güzel şekilde hizmet etmiş oluruz. 

Hadis, “Dinini değiştireni öldürün."  derken; Kur'an, "Dinde zorlama yoktur."  demektedir.
(Hadis: Nesei 7-8/14; Buhari 12/1883) (Kuran: 2:256)

Kuran’a göre dinini değiştirenin öldürülmesi diye bir şey söz konusu değildir. Kuran’ın dininde zorlama yoktur ki, dininden dönen öldürülebilsin. Eğer böyle olursa Kuran çelişki dolu bir kitaba dönüşür. Oysa Kuran’da çelişki yoktur: 

Kur'an'ı, iyice okuyup düşünmüyorlar mı? Eğer o, Allah'tan başka birinin katından gelseydi, elbetteki onun içinde birçok çelişki bulacaklardı. Nisa Suresi, 82

Bakalım Rabbimiz, dininden dönenler ile alakalı neler diyor, onları öldürün mü diyor, yoksa başka şeyler mi söylüyor:

Ey inananlar! İçinizden kim dininden dönerse şunu bilsin: Allah, yakında, kendilerini sevdiği ve kendisini seven, müminlere karşı boynu bükük, kâfirlere karşı başı dik bir topluluk getirecektir. Bunlar Allah yolunda savaşırlar, hiçbir kınayanın kınamasından korkmazlar. Bu, Allah'ın, dilediğine yönelttiği bir lütuftur. Allah, yaratılışı ve yarattıklarını genişletir, her şeyi bilir. Maide Suresi, 54

Kuran, dininden dönenlerin ve kafir olarak ölüp gidenlerin yaptıklarının boşa gideceğini haber verir: 

Sana haram ayı, onda savaşmayı soruyorlar. De ki: "O ayda savaş büyük bir günahtır. Ama Allah yolundan alıkoymak, O'na ve Mescid-i Haram'a nankörlük etmek, ora halkını oradan sürüp çıkarmak, Allah katında daha büyük bir günahtır." Çünkü baskı ve zulüm, cana kıymaktan daha büyük bir kötülüktür. Eğer güçleri yetse sizi dininizden çevirinceye kadar sizinle savaşmayı sürdürürler. İçinizden kim dininden döner de inkarcı olarak ölürse böylelerinin amelleri dünyada da ahirette de boşa gitmiştir. Ateş ehlidir onlar. Sürekli kalacaklardır orada. Bakara Suresi, 217

Nisa Suresi 137. ayette, dininden defalarca dönenler hakkında bile onların öldürülmesi ile ilgili bir şey geçmez. Sadece, Allah'ın onları affetmeyeceği ve doğru yola iletmeyeceğinden söz edilir:

Onlar ki inandılar, sonra inkar ettiler; daha sonra yine inandılar, yine inkar ettiler, sonra inkarları arttı; işte Allah onları ne bağışlayacak, ne de doğru yola iletecektir. Nisa Suresi, 137

Görüldüğü gibi dininden dönenlerin cezasını vermek bize değil Allah’a düşmektedir. Zaten Müslüman olmak istemeyen birinin zorla Müslüman kalmasını sağlamak dinin mantığına da aykırıdır. Hoşlarına giden ayetleri Arapçasından Türkçesine kadar ezberden okuyabilen sahtekar din alimlerimiz, sahiplendikleri hadislere ters düşen ayetleri korkusuzca görmezden gelebilmektedir. Hadisçi zihniyet, hem geçmiş uydurmalara sahip çıkar, hem yeni şeyler uydurur, hem de peşinden gittiği uydurmaların pek çoğunu uygulamaz. Bahsettiğim konuyla alakalı biraz üzerilerine gidilse, ‘Bunu bizler yapacak değiliz, devletin yapması lazım. O halde devletin İslam devletine dönüşmesi için uğraş vermeliyiz.’ benzeri cümlelerle kıvırmaya başlarlar.

Bize düşen, kendi dinimizi Allah’tan başkasından öğrenmemektir. Eğer Kuran’ı açıp okumazsak, boş bir inadın peşinden gitmeye devam edersek; ruhumuz bile duymadan İslam’ı dünyada ‘terör dini’ olarak tanıtmaya katkıda bulunmuş oluruz.

Kısasa Kısası Beğenmeyenler

Kendilerini dayanaksız bir şekilde tüm inananlardan daha erdemli ilan eden dinsizler, kısasa kısasın yanlış olduğunu düşünüyorlar. Onlara göre suç işleyen affedilmeli, eğitilmeli, doğrular gösterilmeliymiş. Oysa Allah’ın bizzat kendisi de zaten kısasa kısas hakkımız olduğunu söylemekte fakat affetmenin ve sabretmenin daha hayırlı olduğunu söylemektedir:

O Kitap'ta onlar üzerine şöyle yazmıştık: Cana can, göze göz, buruna burun, kulağa kulak, dişe diş... Yaralamalar karşılığında da kısas. Kim kısası bağışlarsa, bu bağışlaması kendisi için günahlara bir perde olur. Allah'ın indirdiğiyle hükmetmeyenler zalimlerin ta kendileridir. Maide 45 

Bir kötülüğün cezası, tıpkısı bir kötülüktür. Fakat affedip barışmayı esas alanın ücretini bizzat Allah verir. O, zalimleri hiç sevmez. Şura 40 

Allah kötülüğe karşılık verirken bile adaletten sapmamamızı, aşırıya gitmememizi ister:

Eğer ceza ile karşılık verecekseniz, ancak size yapılan kötülüğün türü ve miktarı ile karşılık verin. Eğer sabrederseniz, elbette ki bu, sabredenler için daha hayırlıdır. Nahl 126 

Bu konu da diğer eleştirilen ayetler gibi sırf eleştirilmek için eleştiriliyor. Kısasa kısası beğenmeyenlerin kendi ya da bir yakınlarının başlarına bir kötülük geldiği zaman şimdiki söylediklerine samimi olacaklarını ben sanmıyorum. Allah, kısasta hayat olduğunu söylemekte, fakat karşılık vermede aşırı gitmek nedeniyle ortaya çıkan kan davası gibi kötülükler sergileyenlerin azap göreceğini bildirmektedir:

Ey iman edenler! Öldürülenler hakkında üzerinize kısas yazılmıştır. Hür kişiye karşılık hür, köleye karşılık köle, dişiye karşılık dişi... Kim kardeşi tarafından herhangi bir şekilde affa uğrarsa, bu durumda örfü izlemek ve affedene en güzel biçimde bir ödeme yapmak gerekir. İşte bu, Rabbinizden size bir hafifletme ve bir rahmettir. Kim bundan sonra azgınlık ve düşmanlık ederse onun için korkunç bir azap vardır. 

Ey aklı ve gönlü işleyenler, kısasta sizin için hayat vardır. Bu sayede korunmanız umulmaktadır. Bakara 178-179 

Her durumda pasifizm erdem değildir, sadece zalimin zulmünü artırmaya yarar. Bizleri yaratan Allah'ın bizim kadar düşünemediğini zannederek "Göze göz ilkesi tüm dünyayı kör eder" diyenleri savunanlar, Allah'ın sözlerini dikkate almayarak tutarsızlığın kitabını yazmaya devam etmekteler.

Allah Kullara Eziyet Edici ve Kötü Değildir

Kuran’a bakarsak Allah’tan gelen her musibetin bir sebebi olduğunu görürüz. Allah kuluna durduk yerde kaza, bela, hastalık, sıkıntı, keder vermemektedir. Allah, kötü olmadığını, kullarına zulmetmediğini, kulların kendi kendilerine zulmettiklerini söylemektedir:

Allah, insanlara hiçbir şekilde zulmetmez. Ama insanlar kendilerine zulmediyorlar. Yunus 44 

Kim hayra ve barışa yönelik bir iş yaparsa kendi lehinedir. Kim de kötülük yaparsa kendi aleyhinedir. Rabbin, kullara asla zulmetmez. 
Fussilet 46 

"İşte bu, ellerinizin önden gönderdiği şeyler yüzündendir. Allah, kullara asla zulmetmez." Enfal 51 

"Al, işte bu, iki elinin önden gönderdiğidir. Şu bir gerçek ki, Allah, kullara asla zulmedici değildir." Hac 10 


Hatta Allah çok affedici, çok merhametli olduğu için pek çok yanlışımızı da bağışlar:

Size gelip çatan her musibet ellerinizin kazandığı yüzündendir. Allah birçoklarını da affediyor. Şura 30 

Allah’ın başımıza bela vermesindeki bir başka amaç, bizi kendisinden uzaklaştırmak değil, aksine, kendisine yaklaştırmaktır. Bazılarımızın her şey yolundayken şımarıp kendisini umursamayacağını bilen Allah; onları sıkmakta ve bunu kötü biri olduğu için değil, iş olsun diye de değil, kendisini hatırlamamız ve bir daha unutmamamız için yapmaktadır. Çünkü kendisini hatırlamamız, bizi önce O’na teslimiyete, sonra en iyi ahlaka, sonra O’nun rızasına, sonra da cennetine götürecektir:

Yemin olsun, biz onları azapla yakaladık. Ama yine de Rablerine boyun eğmediler. Sığınıp yakarmıyorlar. Müminun 76 

Biz bir ülkeye bir peygamber gönderdiğimizde, onun halkını zorluk ve darlıkla mutlaka sıktık ki, sığınıp yakarsınlar. Araf 94 

Ayetten anlaşıldığı üzere Allah’ın azap etmesindeki maksat, kullarının boyun eğip, kendisine sığınmasını sağlamaktır. Çünkü ahretteki gerçek azap bu dünyadaki gelip geçici ve hafif azap türlerine benzememektedir. Bir başka deyişle Allah, kullarını o en büyük azap olan ahiret azabından kurtarmak için dünyadayken küçük bir hamle yapar. Allah’ın tüm iyi niyetine rağmen, kulların zalimliklerinde diretmekte, zalimliklerine zalimlik katmakta olduklarını görüyoruz. Yakınlarımızda dahi görürüz bazen bunu. En çetin hastalığa yakalanmasına rağmen imanında en ufak bir değişme göstermeyenleri. Hatta gerileme gösterenleri. Kanser olup, iyileşmiştir, yine de Allah’a teslim olmamıştır. Trafik kazası geçirmiş, ölümlerden dönmüştür, iyileşince Allah’a sarılması gerekirken, günaha eskisinden daha sıkı sarılmayı seçmiştir.

Peki, Allah bazı kullarının dünyada onlara azap etse dahi kendisine teslim olmayacaklarını bilmiyor muydu? Elbette biliyordu. Bunu bilmeyen bizleriz. Allah bizleri içimizdekilerle yüzleştirmek ve o kulların eline hiçbir kanıt vermemek için yapıyor bunu.

İçlerinden bir topluluk şöyle dedi: "Allah'ın helak edeceği yahut şiddetli bir azapla azaplandıracağı bir topluma ne diye öğüt verip duruyorsunuz? Dediler ki: "Rabbinize karşı bir mazeret olsun diye ve bir de korunup sakınırlar ümidiyle." A’raf 164 

Bu ayetleri hatırlayalım ki; iki günlük bir nezlenin, minik bir baş ağrısının ya da beş dakikalık bir mide sancısının dahi Allah’tan eziyet olsun diye gelmediğini ve Allah’ın kötü olmadığını kafamıza yerleştirelim inşallah.

Her canlı, ölümü tadacaktır. Biz bir imtihan olarak sizi şer ile de hayır ile de deniyoruz. Sonunda bize döndürüleceksiniz. Enbiya 35


Müminler Eşcinselleri Hoş mu Görmeli?

Allah, eşcinselliğin çirkinliğini tek bir ayette değil, defalarca başka başka surelerde dile getirmiştir:

Ankebut Suresi (28-29): Lût'u da gönderdik. Toplumuna şöyle demişti o: "Öyle bir iğrençliğe bulaşıyorsunuz ki, sizden önce âlemlerden bir tek kişi bunu yapmamıştır." 

"Erkeklere gidiyorsunuz, yol kesiyorsunuz, toplantılarınızda çirkinlikler sergiliyorsunuz, öyle mi?" Toplumunun cevabı sadece şunu söylemek oldu: "Eğer doğru sözlülerdensen, hadi getir bize Allah'ın azabını!" 

Dünyanın çeşitli ülkelerinde (Türkiye de bunlara dahil) eşcinseller lehine eylemler yapılıyor, gösteriler düzenleniyor. Sırf eşcinsellerin yaşam öyküleri üzerine filmler çekiliyor, toplumdan dışlanmaları, çektikleri güçlükler anlatılıyor. Yine adil bir dünya isteyen birtakım şarkıcıların kliplerinde de aynı manzaralara şahit oluyoruz.


Şuara Suresi (165-168): "Âlemlerin içinden erkeklere gidiyor da, 

Rabbinizin sizin için yarattığı eşlerinizi bırakıyor musunuz? Doğrusu siz haddi aşmış bir kavimsiniz." 

Dediler: "Eğer bu tavrını sona erdirmezsen, ey Lût, yemin olsun bu topraktan sürülenlerden olacaksın." 

Lût dedi: "Ben sizin şu yaptığınıza öfkelenenlerdenim." 

Esasında ahlak bir temele oturtulamayınca bu tür tutarsız şeylerin peşine düşülmesi pek de garip değil. Pek çok sözde modern toplumda eşcinsellik gayet doğal bir şeymiş gibi kabul edildi. Eşcinsellerin evlenmeleri yasallaştırıldı. Hatta bu tolerans o noktaya geldi ki, artık eşcinseller yerine eşcinsellik karşıtı insanlar dışlanmaya, suçlanmaya başlandı.

Araf Suresi (80-84): Ve Lût... Toplumuna şöyle demişti: "Sizden önce âlemlerden hiçbirinin yapmadığı bir iğrençliğe mi girişiyorsunuz? 

"Siz, kadınları bırakıp şehvetiniz yüzünden erkeklere gidiyorsunuz. Doğrusu siz sınır tanımayan bir topluluksunuz." 

Toplumunun cevabı sadece şunu söylemeleri oldu: "Çıkarın şunları kentimizden. Çünkü onlar, temizlik tutkunu insanlardır." 

Biz de onu ve ailesini kurtardık. Karısı müstesna. O, geriye kalıp yere geçenlerden oldu. Üzerlerine bir de yağmur indirdik. Bak nasıl oldu suçluların sonu! 

Allah’a şükür ki Allah bize Kuran’ını yolladı ve bizim ahlakımızı Kuran ile temellendirdi. Neyin doğru neyin yanlış olduğunu bizleri Yaratandan başka en iyi kim bilebilir ki? Allah eşcinselliği yasaklamış, bir pislik olarak görmüş ve eşcinselliğe bulaşan Lut halkını helak etmiştir.

Bu konu hakkında çok sorulan sorulardan birisi ise eşcinselliğin doğuştan gelen bir hastalık olabilme hali. Eşcinsellerin eşcinsellik hali gayriihtiyari bir durum, bir rahatsızlık hali ise onlar hakkındaki düşüncem, sabretmeleri gerektiğidir. Eşcinseller, hemcinslerine ilgi duyabilirler fakat, ilgi duymak başka, ilişkiye girmek başkadır. Bence bu kardeşlerimiz, Allah rızasını gözetiyorlarsa, tıpkı heteroseksüel olup da aradığı kıstaslara uygun karşı cinsini bulamamış müminlerin sabrettikleri gibi sabretmeliler. 

Tüm bu ayetlerden, eşcinselliğin, uğrunda eylem yapılacak kadar temiz bir fiil olmadığını, aksine, dinimizce yasak olduğunu; eşcinselleri bağrına basan toplumların da, eşcinselleri idam eden toplumların da hatalı olduğunu görüyoruz.





Çocuklarımızı Allah'ın Önüne Geçirirsek Ne Olur?



Kuran’a göre, insan hayatında Allah’ın önüne geçecek hiçbir şey olamaz. Kuran’ın bu temel mantığını anlayamayan çoğu insan; işini, eşini, çocuğunu, parasını, malını, mülkünü Allah’ın önüne koymakta, Allah’ı ise beşinci plana atmaktadır. Allah, bizi aldanacağımız her konuda olduğu gibi çocuk konusunda da defalarca uyarmakta, çocuklarımızla imtihan edileceğimizin haberini vermektedir:

Ey iman edenler! Mallarınız ve çocuklarınız, sizi, Allah'ı anmaktan alıkoymasın! Böyle bir şey yapanlar, hüsrana uğramışların ta kendileridir. Münafıkun 9

Şu da bir gerçek ki, mallarınız ve çocuklarınız bir imtihan aracıdır. Allah'a gelince, onun katında büyük bir ödül vardır. Teğabün 15

Bazısı Allah'ı umursamaz bir nankör olduğu halde kesinlikle bir çocuğu olacağından emindir:

Ayetlerimizi inkâr edip, "Bana mal da evlat da kesinlikle verilecek." diyeni gördün mü? Bu adam algılanamayanı mı öğrendi, yoksa Rahman katında bir söz mü aldı? Hayır, hayır! Biz onun söylediğini yazacağız ve onun için azabı uzattıkça uzatacağız. Meryem 77-79

Bazısı inançlıdır, önce Allah’tan çocuk ister, Allah mükemmel bir çocuk verince de çocuğu Allah'ın önüne geçirir:

…ikisi birden Rablerine şöyle dua ettiler: "Bize iyi huylu, yakışıklı bir çocuk verirsen yemin ederiz, şükredenlerden olacağız." Allah onlara kusursuz bir çocuk verince, kendilerine verdiği nimete ikisi birden Allah'a ortak koşmaya başladılar. Allah onların ortak koştuğu şeylerden arınmıştır. Araf 189-190

Bazısı nankör ve açgözlüdür; Allah’ı unutur, paralarını çoğaltır, eşyalarını çoğaltır, çocuklarını çoğaltır… Aslında sadece günahlarını çoğalttığından habersizdir:

Aldatıp oyaladı o çoğalma yarışı sizleri.
Öyle ki, mezarlara varıncaya kadar… Tekasür 1-2

Bilin ki, şu iğreti dünya hayatı bir oyun ve eğlenceden, bir süsten, aranızda bir övünmeden, mallarda ve evlatlarda çoğalma yarışından başka şey değildir. Bir yağmur misali ki, çıkardığı bitkiler çiftçilerin hoşuna gider. Ama biraz sonra o ot kurur, sapsarı kesildiğini görürsün. Nihayet bir ot ufantısı haline gelir. Âhirette şiddetli bir azap var, Allah'tan bir af ve hoşnutluk da var. Dünya hayatı bir aldanış aracından başka şey değildir. Hadid 20

Mümin çiftler çocukları olunca Allah’ı unutmaz, aksine, Allah’a daha da bağlanırlar. Çocuk yetiştirirken ve çocuklarla ilgili sorunlarda bunun imtihan olduğunu bilir ve Allah’a tevekkül ederek sabrederler. 

Allah’ın değil de çocuklarının rızasını kazanmak için çalışanlara, çocuklarını Allah'ın önüne geçirenlere, Allah yerine çocuklarına güvenip dayananlara, çocuklarını Allah’tan çok sevenlere; bu gayret, güven ve sevgileri, yarar değil zarar getirecektir:

Sizi bize yaklaştırıp, katımızda size yakınlık sağlayacak olan, ne mallarınızdır ne de çocuklarınız. İman edip hayra ve barışa yönelik iş yapanlar müstesna. Onlara, yaptıklarının kat kat fazlası ödül vardır. Onlar, seçkin odalarda güven içindedirler. 

Sebe  Suresi, 37

Kıyamet gününde ne hısımlarınızın ne de çocuklarınızın size hiçbir yararı olmaz. O, sizi birbirinizden ayıracaktır. Allah, işleyip ürettiklerinizi açık açık görmektedir. 

Mümtehine Suresi, 3

İnsanların çoğu, dış görünüşü kıstas alıp, sırf cinsellik ve çocuk yapmak için birbirleriyle evlenmekte, Allah yolunda çalışmayı beşinci plana atmak şöyle dursun, o konuyla hiç mi hiç ilgilenmeyerek, sanki ileride kurtarıcıları eşleri veya evlatları olacakmış gibi yaşamakta ve Kuran ile çelişmektedirler.




Allah'ı Anma ve Övme Vakitleri (Tespih İbadeti)

Namaz kılmak gibi günlük yapılması gereken ibadetlerden biri de Allah'ı anma ve övme anlamına gelen tespih etme ibadetidir. Kuran'da bu ibadetin vakitleri verilmekle beraber, Kuran’a bütünüyle bakarsak, aslında her fırsatta Allah’ı hatırlamamız gerektiğini anlarız:

O halde tespih Allah için. Akşama erdiğinizde de sabaha erdiğinizde de... Rum Suresi, 17

Göklerde ve yerde hamt da O'na; gün sonunda da öğleye erdiğinizde de. Rum Suresi, 18

O'nu sabah-akşam tespih edin! Ahzab Suresi, 42

Rabbinin adını sabahtan da akşamdan da an! İnsan Suresi, 25

Günlük yaşayışımızda gördüğümüz gibi, Allah'ı anmamız ve hatırlamamız belirtiliyor. Güneşin doğuşundan önce, yani sabah namazı vaktinde Allah'ı anmak emredilmiştir. Güneş batmadan önce de... Namaz'dan ayrı olarak herhangi bir abdest, belirli bir hareket, kıbleye dönme gibi fiziki koşullara bağlanmadan yalnızca Allah'ı anmak ve övmek hatırlatılır. Namazlardan sonra da Allah'ı övmemiz hatırlatıldığı gibi...

Artık onların söylediklerine sabret ve Güneş'in doğuşundan önce de batışından önce de Rabbinin hamdiyle tespih et! Kaf Suresi, 39

Gecenin bir kısmında ve secdelerin arkalarından O'nu tespih et! Kaf Suresi, 40

Ve Rabbinin hükmüne sabret. Çünkü muhakkak ki sen gözümüzün önündesin. Kalktığında, Rabbinin hamdiyle tespih et! Tur Suresi, 48

Kuran, genel olarak Allah’ı çok anmaktan söz eder. Elimizden geldiğince Allah’ı çok hatırlamayı alışkanlık haline getirmeliyiz. Rabbimiz, Bakara Suresi 152. ayette, “Anın beni ki, anayım sizi. Şükredin bana, sakın nankörlük etmeyin” buyurur.

Gecenin bir bölümünde ve yıldızların ardından da O'nu tespih et! Tur Suresi, 49

Rabbini, benliğinin içinde yalvarıp ürpererek, bağırtılı olmayan bir sesle sabah-akşam zikret. Sakın gafillerden olma. Araf Suresi, 205

Gecenin bir kısmında da O'na secde et! Ve geceleyin O'nu uzunca tespih et. İnsan Suresi, 26

Bunlar haricinde Allah, kendisini çok ananları Kuran’da iyilikle vurgular, kendisini hatırlamanın öneminden bahseder, kalkınca, binekte, yemekte kendisini anmamızı da ister. Yüceliğinden, azabından, cömertliğinden, lütfundan söz ettiği bazı surelerin son sözüdür hatta:

Artık, o yüce Rabbinin adını tespih et! Vakıa Suresi, 96

Hadi artık, yüce Rabbinin adını tespih et! Hakka Suresi, 52

Bazen de söze öyle başlar:

Rabbinin o yüce adını tespih et! A’la Suresi, 1





Ya Allah'ın Cennet Vaadi Olmasaydı?

Dinsizlerin nasıl olup da şu geçici hayata dayanıp güvendiklerini anlayabilmiş değilim. Bazı gün oluyor, yani Allah’ımızın cennet vaadi de olmasa yaşanmaz bu dünyada diyorum. Onların nasıl olup da, bir süre sonra ebedi yokluklarına kavuşacaklarını düşündükleri hayata tutunabildiklerini kavrayamadım. Çünkü hayat öyle aldatıcı ve öyle geçici ki…

Allah'ın lütuf ve rahmeti üzerinizde olmasaydı neylerdiniz! Ve muhakkak ki Allah tövbeleri çokça kabul eden bir hüküm ve hikmet sahibidir. Nur Suresi, 10


Hiçbir şey bizim elimizde değil. İrade dışı gözümüzü bir açıyoruz, bir de bakıyoruz dünyadayız. Ve bir şeyler yapacağız ve bir süre sonra da öleceğiz, bir saat sonra ya da yetmiş sene sonra. Ya hepsi bu kadar olsaydı? Ya ateistler haklı olsalardı? Ya Allah cennet diye bir kavram ortaya atmamış olsaydı? Resmen bu insanoğlu için çöküş olurdu. Gerçekten de bunu çok az bir süre düşünmemle bedbaht oldum. Ateistler hakikaten hem dünyada hem ahirette hayatlarını berbat ediyorlar. Bu dünyada kral bile olunsa, bir minik hastalık her şeyi mahvedebilir. Görmesini bilen için her şey o kadar ortada ki.

Kim kime, ne veriyor arkadaşlar? Allah kuluna sonsuzluk ve sonsuzlukla birlikte istediği her şeyi vaadediyor. İçinde bir tanecik bile kötü anının olmayacağı bir hayat. Hem de en iyi, en güzel insanlarla…

Ya Allah'ın lütfu ve rahmeti üzerinizde olmasaydı! Allah çok şefkat edici, çok merhamet edicidir. Nur Suresi, 20

Biri doğum günümüzde bize bir laptop hediye etse, ona sevgimiz on kat artar. Patronumuz maaşımıza yüzde yüz zam yapsa, onu göklere sığdıramayız, sözünden asla çıkmayız. Babanız harçlığınıza zam yapsa ya da ev sahibi, kiracısı olduğunuz evi size hediye etse… Tüm bu durumlarda bize maddi herhangi bir şey veren bu insanlar, bizim için en iyi insanlar olmazlar mı?

Ama Allah cennet vaat ediyorum deyince, işler değişiyor. Çünkü cennetini vermeden önce bizi sınamak ve iyi bir kul olup olmadığımıza bakmak istiyor. Birazcık sabretmemizi istiyor. Kısacası, sonuçta sadece sabredenler, Allah’a karşı samimi olanlar ve Allah’a güvenip dayananlar kazanıyor.

Yoksa siz, sizden önce gelip geçmiş olanların karşılaştıklarının benzeri başınıza gelmeden cennete gireceğinizi mi sandınız? Onlara şiddetler, belalar ve zorluklar gelip çattı; sarsıldılar. Öyle ki, resul ve onunla birlikte inananlar, "Allah'ın yardımı ne zaman?" diye yakarıyordu. Haberiniz olsun ki, Allah'ın yardımı çok yakındır. Bakara 214

Bu ayeti gördükten sonra insan gerçekten de sarsılıyor. Kuran’ın çok gerçekçi bir kitap olduğunu, Allah’ın her zaman gerçekleri dile getirdiğini, doğruları söylediğini çok daha iyi anlıyor.

Kendi hayatınıza ya da yakınlarınızın, çevrenizdekilerin hayatına bir bakın. Bir de Kuran’a bakın. Allah ne söylüyorsa bir bir çıkıyor hayatlarımızda. Allah, bana inananların dünyada hiçbir sıkıntısı olmayacak demiyor ya da bana inanmayanlar dünyada sürekli kahır içerisinde kalacaklar da demiyor. Kuran’a baktığımızda, inanana veya inanmayana, sıkıntı veya refah vermesinin ya da vermemesinin başka başka sebepleri olduğunu görüyoruz. Peygamberlere bile birtakım zorlukların çattığını görüyoruz. Onlar sıkıntılarından kurtulmanın tek çaresinin Allah’tan yardım istemek, Allah’a sığınmak olduğunu görebilmiş ve öyle yapmışlardı. Allah yardımının çok yakın olduğunu söylüyor.

Sabır ise Allah’ın üzerinde önemle durduğu bir başka emir. Gerçekten de bazılarımızı zorlayan bir emir. Birçok insanın sabır konusunda açığı olabiliyor. Sabır konusunda da başvurulacak yegane merci ise yine Allah’tır.

Nahl 127. Sabret! Senin sabrın da Allah'ın yardımıyladır.

Bakara 155. Yemin olsun ki, sizi korku, açlık; mallardan-canlardan-meyvelerden eksiltme türünden bir şeyle mutlaka imtihan edeceğiz. Sabredenlere müjdele.

Nahl 96. Sizin yanınızdaki tükenir ama Allah'ın yanındaki sonsuza dek kalıcıdır. Sabredenlere ödüllerini biz, işleyip ürettiklerinin en güzeliyle mutlaka vereceğiz.

Yazımı okuyan herkes, benim yaptığım gibi, Allah’ın cennet vaadinin olmadığı bir hayatta yaşadıklarını düşünebilir ve aradaki uçurumu daha net görebilirler.